Bilindiği üzere, Anayasamızın 138. maddesinde; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”hükmüne yer verilmiştir.
Belediyelerin taraf olduğu davalarda, kesinleşen ve/veya kesinleşmesi gerekmeden uygulanması gereken yargı kararlarının zamanında ve tam olarak yerine getirilmesini teminen dikkat edilmesi gereken hususlar aşağıda yer almaktadır:
Kesinleşen ve/veya kesinleşmesi gerekmeden uygulanması gereken ya da yürütmeyi durdurma yargı kararlarında aksine hüküm bulunmaması durumunda 2577 Sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun, 28.maddesi 30 gün içinde yerine getirilme zorunluluğu bulunmaktadır.
Yargı kararlarına itiraz veya temyiz edilmesi durumlarında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Temyizin icraya etkisi başlıklı 367. Maddesinin aşağıdaki yer verilen hükümlere uyulması zorunludur:
“(1) Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.
(2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.”
Mahkeme kararının anlaşılmaması veya kararda maddi hata tespit edilmesi durumunda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 29. Maddesinde yer alan “Açıklama” (Tavzih) ya da anılan Kanun’un 30. Maddesinde yer alan “Yanlışlıkların Düzeltilmesi” (tashih) kurumlarına başvurulması da mümkün bulunmaktadır.
Aşağıda sayılan durumlarda idari yargı kararlarının uygulanmış sayılmaması hususu meydana gelmektedir:
- Geriye yürür uygulamama: Kararın geçmişe değil geleceğe etkili olarak uygulanması
- Hiç uygulamama: Karar karşısında hareketsiz kalınması
- Geç uygulama: Kararın derhal uygulama ilkesine aykırı uygulanması veya otuz günlük süre bittikten sonra uygulanması
- Değiştirerek uygulama/Aynen uygulamama: Kararın gereği gibi uygulanmaması
- Eksik uygulama: Kararın tam olarak uygulanmaması
- Yanlış uygulama: Kararın hatalı uygulanması
- Şeklen uygulama: Mahkeme kararının gereği yerine getirilmekle birlikte iptal kararını etkisiz hale getiren yeni bir işlem yapılması
Bunların dışında iptal davası sonunda verilen iptal kararı gereği tesis edilen işlemin, iptal kararının amacına ve icabına uygun olması gerekir.
İDARİ YARGI KARARLARINI UYGULAMAMANIN MAZUR GÖRÜLECEĞİ HALLER
A. Hukuki ve/veya Maddi İmkânsızlık: Hukuki imkânsızlık, hukuk kurallarının cevaz vermemesi nedeniyle idari işlem tesis edilememesidir. Örneğin eski görevine geri atanamayan kamu görevlisinin durumunda bir hukuki imkânsızlık bulunmaktadır. Fiili imkânsızlık ise hukuk kuralları cevaz vermekle birlikte maddi alemde meydana gelen olaylar nedeniyle idari işlemin tesis edilememesi ya da uygulanamamasıdır. Fiili imkânsızlık haline ilişkin en yaygın verilebilecek örnek iptal davası sonuçlanmadan yakım kararının uygulanmasıdır.
Hukuki veya fiili imkânsızlık hali idari yargı kararlarının uygulanmamasını mazur gösterebilir. Ancak gerçekleşmiş bir zararın varlığı halinde, idarenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kısacası, hukuki veya fiili imkansızlık halinde idare mahkeme kararının uygulanmaması nedeniyle kusursuz sorumluluk uyarınca doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
B. Davacının Feragat Etmesi: Davacı idari yargı kararının uygulanmasından açık ya da zımni olarak feragat edebilir. Bu durumda idarenin mahkeme kararını uygulayamaması mazur görülür.
İDARİ YARGI KARARLARINI UYGULAMAMANIN MAZUR GÖRÜLMEYECEĞİ HALLER
İdarenin Kanun Yollarına Başvurması: İdarenin, idari yargı kararına karşı kanun yollarına başvurması, mahkeme kararını uygulama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Nitekim Danıştay’a göre de “Yargı yerince işin esası hakkında karar verilmesi halinde idarenin, bu kararın temyiz edilmiş olması halinde verilecek kararı beklemesi gibi bir seçeneği bulunmamaktadır.”
İdareye Karşı Tazminat Davası Açılması / İdarenin Tazminat Ödemesi: Mahkeme kararını uygulamayan idareye karşı İYUK’un 28.maddesinin 3 ve 4.fıkraları uyarınca maddi veya manevi tazminat davası açılması “…idarenin mahkeme kararlarını uygulama yönündeki anayasal yükümlülüklerini ortadan kaldırmamaktadır. Bu maddede öngörülen tazminat hükümleri kararın uygulanmamasının alternatif bir yolu olarak kabul edilemeyeceği gibi idareyi kararı uygulamaktan da alıkoymamalıdır.”
Kamu Görevlisinin Mahkum Olması: Mahkeme kararını uygulamaması nedeniyle kararı uygulamayan kamu görevlisinin “görevi kötüye kullanma” suçu nedeniyle mahkum olması, idareyi kararın gereğini yerine getirme yükümlülüğünden kurtarmaz. Uygulamama, ikinci kez suç oluşturur.
Otuz Günlük Sürenin Dolması: Sürenin dolması, idareyi mahkeme kararlarını uygulama yükümlülüğünden kurtarmaz.
İdarenin Yeniden Yapılandırılması: Kurumun yeniden yapılandırılması idareyi mahkeme kararını uygulama yükümlülüğünden kurtarmaz.
Kamu Düzeninin Bozulması Tehlikesi: Kamu düzeninin bozulması tehlikesi bulunması, idari yargı kararlarının uygulanmamasına bir gerekçe teşkil edemez.
İDARİ YARGI KARARLARININ UYGULANMAMASININ SONUÇLARI
a. Mali Sorumluluk: Mahkeme kararlarının uygulanmaması halinde idarenin mali sorumluluğu söz konusu olur. Mahkeme kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde “idari yargıda, idare aleyhine maddi ve/veya manevi tazminat davası açılabilir”. Bu konuda İYUK’ta özel bir hüküm vardır: “Danıştay, bölge idare mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi halinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.” (İYUK m.28/3-4)
Görevli yargı yeri, kararı uygulanmayan idari yargı mercii olup adli yargı kararlarının idare tarafından uygulanmaması üzerine açılan tazminat davaları ise adli yargıda görülür. Açılacak olan tazminat davaları ancak kararı uygulamayan idare aleyhine açılabilir.
Mahkeme kararını uygulamama nedeniyle idarenin tazmin sorumluluğunun doğabilmesi için bir zararın mevcut olması, zararı doğuran olayın idareye yüklenebilir nitelikte bulunması ve zarar ile mahkeme kararının uygulanmaması arasında illiyet bağının bulunması şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir.
İYUK m. 28/4’ün ilk halinde yer alan “Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.” hükmüyle yargı kararını kasten uygulamayan kamu görevlisine karşı açılabilecek tazminat davasıyla ilgili seçimlik bir hak tanınmıştır. İlgili hüküm Yargıtay tarafından Anayasa’nın 129. maddesinin 5. fıkrasına aykırılığı sebebiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüştür ancak Anayasa Mahkemesi aykırılık tespit etmemiştir. Söz konusu hüküm Anayasa’ya aykırı bulunmamasına rağmen İYUK m. 28/4 “Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi halinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.” şeklinde değiştirilmiştir.
Anayasa m. 129/5, İYUK m. 28/4 ve 657 Sayılı Kanun’un 13. maddesine göre kamu görevlisinin kişisel kusurunda dahi ancak idari yargıda idare aleyhine dava açılabilecek ve idare ilgili kamu görevlisine kusuru oranında rücu edecektir. İdarenin kamu görevlisine rücu etmesindeki zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu’nun 73. maddesine göre belirlenmiştir ve bu süre ilgili kamu görevlisinin öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten itibaren on yıldır. Yargı kararlarında ilgili kamu personelinin öğrenildiği tarih olarak konuyla ilgili soruşturma raporu sonucu makamdan alınan onay tarihi olarak kabul edilmektedir. Zamanaşımı içerisinde sorumlulara karşı rücu davası açılmaması durumunda ilgili kişilerin hukuki sorumluluğuna gidilir. İdarenin kamu görevlisine açacağı rücu davasında görevli yargı adli yargıdır.
b. Cezai Sorumluluk: Mahkeme kararlarının uygulanmaması aynı zamanda kamu görevlilerinin cezai sorumluluğunu gerektirir. Yargıtay bu durumu 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinde “görevi kötüye kullanma” olarak görmektedir. Görevi kötüye kullanma suçu icrai veya ihmali olarak işlenebilir ve şikayete tabi değildir. Görevi kötüye kullanma suçunu işleyebilecek kişinin kamu görevlisi olmasından dolayı yargılanması 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a göre yapılır ve yargılama soruşturma iznine tabidir.
c. İdari Sorumluluk: İdari yargı kararlarının uygulanmaması kamu görevlileri için 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 uyarınca uyarma, kınama, aylıktan kesme gibi disiplin cezalarına sebep olabilir.
d. Siyasi Sorumluluk: AİHM geçmiş yıllardaki bir dava sırasında mahkeme kararlarının uygulanmamasının siyasi sorumluluk doğuracağını ifade etmiştir.
GECİKME FAİZİ
Tazminat ve vergi davalarında kararın idareye tebliğ tarihiyle ödeme tarihi arasındaki süreye 6183 sayılı Kanun’un 48.maddesine göre belirlenen faiz oranında hesaplanacak faiz ödenir. (İYUK m.28/6) Danıştay otuz günlük sürenin dolmasından itibaren faiz ödenmesi gerektiğini belirtmiştir.
YARGI KARARININ TAM UYGULANMAMASI
İdari yargı kararını uygulamamak, sadece idarenin hizmet kusurunu oluşturan bir idari hukuka aykırılık değil, aynı zamanda bu eylemi kasten gerçekleştiren kamu görevlisi için bir suçtur.
- TCK Madde 257 “Görevi Kötüye Kullanma” Suçu:Yargıtay’ın istikrarlı kararlarına göre, bir yargı kararını kasten uygulamamak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 257. maddesinde düzenlenen “görevi kötüye kullanma” suçunu oluşturur. Bu suç, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi (icrai davranış) veya görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermesi (ihmali davranış) suretiyle işlenebilir. Mahkeme kararını uygulamamak, genellikle ihmali bir davranış olarak TCK 257/2 kapsamında değerlendirilir ve üç aydan bir yıla kadar hapis cezasını öngörür.
- 4483 Sayılı Kanun: Soruşturma İzni Süreci:Görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlilerinin “görevleri sebebiyle” işledikleri bir suç olduğundan, şüpheli memur hakkında ceza soruşturması başlatılabilmesi için 4483 sayılı “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun” uyarınca “soruşturma izni” alınması zorunludur. Bu süreç şu şekilde işler:
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin bir kararında belirtildiği gibi, “Bir idari yargıyerince verilmiş olan kararın uygulanmaması. bunu uygulamayan kamu görevlisi yönünden salt kişisel kusur oluşturur. Çünkü kamu görevlisi yargı kararını yerine getirmekle görevlidir ve bunu yerine getirmeme konusunda kendisinin kullanabileceği bir yetkisi yoktur. Aksine Anayasanın 138. maddesinin dördüncü fıkrası hükmünce yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymakla yükümlü olup bunların yerine getirilmesini geciktiremez. ”
Kaynaklar:
1. Yakup ERİKEL https://www.erikelpartners.com.tr/yazi/idari-yargi-kararlarinin-uygulanmasi-
2. Fatif ARAS https://www.fatiharas.com/idare-mahkemesi-kararinin-uygulanmamasi/
3. Yargı Kararlarının Uygulanmaması Sorunu Prof. Dr. Turan Yıldırım






